Sevinç Koçak Yıldız

Yolculuk etme duygusu heyecan vericidir. Kurgulanmış bir biçimde süregiderken tüm soluk alış verişler, kendi kurgusunu yaşamak için yola çıkabilenler hep hayranlık uyandırır. Hele de yola düşen dişi kuşlar olunca, rüzgara karşı kanat çırpanlara katılınca, kendilerinden ötesinin rotasıdır artık çizdikleri. Leş yiyerek beslenen akbabaların dünyasında, dişi kuşların uçması daha zordur. Türlü çeşit iplerle bağlanmıştır kanatları. Tüm bağlardan tek tek kurtulmak gerekir, iplerden kurtulurken yaralanan kanatları onarmak gerekir. Yalnızca akbabalar değil, sürünün içinden de “dur” diyenler çıkar. “Şuna bak, dişiliğine bakmadan kendi başına uçuşu akıl ediyor!” diyenler, “dişi kuş tek başına uçar mı?” diyenler. Öyle ezberletilmiştir onlara. Oysa bilmezler, dişi kuşlar kanat çırpmazsa, sürü hep gösterilen yere gidecektir. Ve gidilebilecek ne de güzel yerler vardır tel örgülerin arkasında.

Kendilerine sunulan sıradan, itaatkar yaşamı reddeden iki dişi kuştu; Sarya ve Tanya. Yalnızca kendileri için değildi uçuşları. Kirletilmiş yaşamda kaybolan tüm renkleri yeniden var edebilmek için uçtular. Biri Mezopotamya’nın, diğeri Latin Amerika’nın dağlarının rüzgarına kapıldı. Solukları kesilinceye kadar uçtular.

Asıl adları; Nursen İnce ve Haydee Tamara Bunke Bider, yolculukları sırasında aldıkları isimlerle Sarya ve Tanya. Biz de kendi istekleriyle çıktıkları yolda aldıkları adlarıyla bahsedelim. İkisinin de çocukluğu köklerinden uzaklarda geçti, ikisinin de güzeldi gülüşü, ikisinin de aynı yaşlarda özgürlük düşü düştü akıllarına, ikisi de düşlerinin peşinden gitti, ikisi de kanat çırparak ölümsüzleşti.[1]

Tanya, kabına sığmayan duruşunu aldığı ailesinden, aynı zamanda da çok iyi bir müzik eğitimi almıştı. Akordeon ve gitar çalardı. Halk şarkılarını çok severdi, bununla ilgili arşiv toplamıştı. Kim bilir, belki de hayali, tüm kafesler tarumar edildiğinde, bütün özgür kuşlar söylesin diye biriktiriyordu şarkıları. Kendisi de eşlik edecekti akordeonuyla, gitarıyla. O gün geldiğinde Sarya da dansıyla eşlik edecekti.

Sarya, dansa gönül verdi. Uzun süre halk danslarıyla ilgilendi. Kendi dilindeki adıyla “Govenda Hilo/ SARYA” (Kartalın Dansı/SARYA) oyunu için, Sarya’yı oynayacak iyi bir dansçı şarttı. Arkadaşları kendisiyle konuştuklarında, önce tereddüt etti. Oyun kendi dilindeydi ama kendi dilini iyi bilmiyordu. -Hani cicili bicili kafeslere kuşları kapatıp alıyorsunuz ya evlerinize. Siz uçamayan kuşları seyrederek, size ait oldukları için mutlu oluyorsunuz ya onlar küskün dururken karşınızda. Bir de üstelik kendi dilinizi öğretmeye uğraşıyorsunuz ya; yapmayın. Bırakın, başka kuşlardan kuşdilini öğrensinler. Uçuşlarına mani olmazsanız, ortak bir dil bulursunuz nasıl olsa.-

Oyunun hikayesini öğrenince ikna oldu. Oyunda konuşması gerekmedi. Lal bir kadının,   kendisi için biçilen hayatı reddedip, her şeye karşı koyarak dağlara doğru yol alan serüvenini dansıyla anlattı.[2] Ardından da kendi serüvenini başlattı.

En zor koşullarda bile ne Sarya dansından vazgeçti, ne de Tanya müziğinden. Yaşamın tümü gibi sanatı da salonlara hapsedenlere inat, gittikleri her yeri güzelleştirdiler. Tanya, yol arkadaşlarına akordeon çaldı, gitar dersleri verdi. Sarya, dağların doruklarında bir mağarayı sahne yaptı uykusuzluğa, yorgunluğa, her an tetikte olmaya aldırmadan. Yolculuğa çıkmaya birlikte karar verdiği eski arkadaşı Baran’la[3] birlikte, uçuşlarına eşlik eden 300 yol arkadaşına dans ederek oynadılar oyunlarını. Büyülenmiş gözlerle bakan 300 çift göz tarafından ayakta alkışlandılar. Bu bir ilkti. Akbabaların her daim pençeleriyle saldırmaya hazır olduğu koşullarda, hem de iki kadının, hem de dans ederek var olmaları, uçuşun büyüsünden miydi, kanatlarının gücünden mi? İkisindendi. Gidip dinleyin, hala çınlar oralarda alkış sesleri.

Baran’la Sarya son kez orda gördüler birbirlerini. Sımsıkı sarılarak ayrıldılar. İki yıl arayla da ölümsüzleştiler. Sarya, özgürlüğün yaşamsal karşılığı olarak kaldı akıllarda. Beyazlar içinde dans eden güzel yüzüyle kaldı hafızalarımızda. “Özgürlüğü beyaz bir elbisesi ve kafesinden çıkıp dans ederek anlatmış bir kadın” diye geçti sözlüklere.[4] Son kanat çırpışından iki gün önce yazıya döktü gidişini:

“Patlayan ışıldak

 Işıl ışıl değil ölüm saçan her ışıldak!

Dön de arkana bak

Ölüm seğirtiyor, kıpırdama!”

Tanya, tek kadın kahraman olarak çıktığı son serüvende kaybetti hayatını.[5] O’da gidişini anlattı dizeleriyle.

“Artık gitmeli miyim, solan çiçekler gibi?

Yeryüzünde benden hiçbir şey kalmayacak

Ve adım unutulacak mı bir gün?”

Sarya, dağlarda dans eden ilk kadın, Tanya son serüveninin tek kadın kahramanı. Rengarenk kanatlarıyla sayısız güzelim kuş geçiyor gözümün önünden. Ömrümüze ömür katmak için ömründen olan. Her birinin kanadından düşen renkli bir tüy, kol kanat geriyor yaşamın biraz soluk alabilmesi için. Soluk alıyoruz bi parça. Kanatlarımız renkleniyor.

Tanya akordeon çalarken, Sarya dans ediyor, yaşam güzelleşiyor.



[1]  Nursen İnce; 15 Şubat 1975 yılında Kars’ın Arpaçay ilcesine bağlı Carcı köyünde doğdu. 1978′de babasının tayini üzerine Burdur’a, 1988′de de ailenin yaşadığı maddi sıkıntılar nedeniyle İstanbul’a göç ettiler. İlkokulu ve ortaokulu Burdur’da, liseyi İstanbul’da okudu. 1992 sonlarında MKM folklor biriminde çalışmaya başladı. 1994&95 yıllarında bombalanan Özgür Ülke gazetesinin kültür sanat sayfasında çalışmaya başladı. 1995′de Kürt özgürlük mücadelesine katıldı. 8 Ekim 1997′de yaşamını yitirdi.

Haydee Tamara Bunke Bider; 19 Kasım 1937′de, Hitler zulmünden kaçarak Arjantin’e gelen Alman Yahudisi komünist bir ailenin kızı olarak Arjantin’de dünyaya geldi. 1952′den sonra ailesiyle birlikte Demokratik Alman Cumhuriyeti’ne yerleşti. Ailesi Komünist Parti üyesiydi. 18 yaşında parti üyesi oldu. Humboldt Üniversitesi’nde siyasal bilimler okudu. 1960′da, bir heyetle birlikte Demokratik Almanya’yı ziyaret eden Che’ye çevirmenlik yapmasının ardından, Küba devriminden çok etkilenerek geri dönmemek üzere Küba’ya gitti. Çeşitli görevler üstlendi. Che’nin Bolivya harekatına katılan tek kadın gerilla olarak, 31 Ağustos 1967′de yaşamını yitirdi.

[2]  Oyunun hikayesi: Sarya, dans eden çok güzel lal bir kadındır. Bir silah kaçakçısı tarafından eşi vurulduktan sonra, eşinin büyük kardeşiyle evlendirilmek istenir. Karşı çıkmasına rağmen, törelerin baskısıyla evlendirilir. Dansı yasaklanır. Bütün bunlara rağmen Sarya, kendisini dağların özgürleştireceğini düşünür, özgürlüğü dağlarda bulacaktır.

[3]   Fatma Arslan: 1970 Ardahan doğumluydu. 1995′de Özgürlük mücadelesine katıldı, 30 Mayıs 1999′da yaşamını yitirdi.

[4]   Bkz. itü sözlük ve antoloji.com

[5] Che’nin Bolivya harekatına katılan tek kadın gerilla oluşu kastediliyor.

  • Sıcak Ekmek Kokusundaki Devlet Gölgesi
    Sıcak Ekmek Kokusundaki Devlet Gölgesi
  • Aynı Dünyada İki Ayrı Dünya: Eva Peron – Mercedes Sosa
    Aynı Dünyada İki Ayrı Dünya: Eva Peron – Mercedes Sosa
  • Uyur İdik Uyardılar
    Uyur İdik Uyardılar
  • Aforizmadan Hayatlar, Alıntı Aşklar Cenneti ve Yaşamı Uğruna Ölecek Kadar Sevenler
    Aforizmadan Hayatlar, Alıntı Aşklar Cenneti ve Yaşamı Uğruna Ölecek Kadar Sevenler